Yanık Evliya Yada Aşıklı Sultan

Aşıklı Sultan yada Yanık Evliya

Aşıklı Sultan daha bilinen adıyla Yanık Evliya’dır. Kastamonu Şehir merkezinde Püre Mahallesinde bulunan türbe haftanın her günü halka açıktır. Türbenin ortasında bulunan sandukada Aşıklı Sultan Hazretleri yatmaktadır.Sandukanın ayak ucu açılıp evliyanın ayak bileğine kadar olan kısım yani aşık kemiği göründüğü için aşıklı sultan dendiği rivayet edilmektedir. Yanık evliya denmesinin nedeni ise türbenin bir yangın geçirip cesedin yanmış olmasındandır.

Bugün ziyaretçilere gösterilen ayak kısmı siyah yanmış şekildedir. Türbede yatan evliyanın gerçek kimliği hakkında tarihi kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.Türbenin civarındaki kişiler Kastamonu bizansın topraklarıyken, Türk topraklarına katmak isteyen akıncı komutanlarından olduğunu söylemektedirler. Kastamonu’yu fethettikten sonra 1116 da şehit olan komutanın cesedinin gömüldüğü yer zamanla türbe şekline gelmiş denilmektedir. Bugün bile evliyanın cesedinin bozulmamış olması ile ilgili de müslüman şehitlerin cesedinin bozulmayacağı, şehit düştüğü haliyle kıyamete kadar bedenin korunacağı inancına bağlanmaktadır. Bugün Aşıklı Sultan türbesine Anadolu’nun çeşitli yerlerinden ziyaretçiler gelmektedir. Cesedin bozulmamış olması ve belli bir kısmının da ziyaretçilere gösterilmesi ziyaretçi sayısını arttırmaktadır.

Türbenin yanışı hakkında da kesin bir tarih bilinmemektedir. Bir rivayete göre Cumhuriyetin ilk yıllarında bir rivayete göre ise Selçuklu döneminde türbe yanmıştır. Türbenin yanmasıyla ilgili anlatılan efsanelerde tarihte ortaklık olmamakla birlikte türbenin yanışı ile ilgili anlatılan efsaneler birbirine benzerlik göstermektedir. Efsaneye göre kalbi temiz olmayan birisi gelerek türbede dua edip dilekte bulunmuştur. Bu dilek ise kişinin kalbinin kötülüğü nedeniyle yerine gelmemiştir. Bunun üzerine sinirlenen kişi eline mum alıp türbeye gelmiş “Dileğim olsun diye benden beklediğin bir mumsa işte yakıyorum, eğer söylendiği kadar büyük evliya olsaydın dileğim olurdu” demiş yanan mumu türbede bırakıp gitmiştir. Bu nedenle de türbe de yangın çıkmıştır. Yangının yeni çıktığı anlarda dönemin Kastamonu valisi rüyasında Aşıklı Sultan’ı görmüştür. Evliya “Yetiş vali türbem yanıyor, kalk da yangını söndür” diyerek valiyi uyarmıştır. Vali hemen uyanarak evinin penceresinden türbenin olduğu yöne doğru bakınca dumanların yükseldiğini görmüş, hemen yangının söndürülmesi talimatını vermiş. Böylece yangına erken müdahale edildiği için türbe tamamen kül olmaktan kurtulmuş. Bu yangın nedeniyle de evliyanın naaşında yanık izleri kalmıştır. Türbenin duvarlarında da yangının izleri hala bulunmaktadır. Naaş yanmış olmakla birlikte kül halinde değil bozulmamış şekilde sadece yangının siyahlığı naaşın üzerinde iz bırakmıştır. Beden bozulmadığı için, naaşın öldüğü zaman mumyalandığı düşünülmüş, bu nedenle çeşitli bilim adamları gelerek naaşı incelemiş ve mumya olmayıp doğal olarak naaşın korunup bozulmadığına karar vermişler. Evliyanın bugün sadece ayakları ziyaretçilere gösterilmektedir. Ama sanduka ortada olduğu için türbenin bekçisi bazen kötü niyetli kişilerin sandukanın tamamını açıp evliyanın parmağındaki yüzüğü almaya kalktıklarını belirtmiştir. Yine bekçinin belirttiğine göre evliya yüzük çıkarılmaya çalışıldığında parmağını bükmekte yüzüğün çıkmasına izin vermemektedir. Aşıklı Sultan türbesinde ziyaretçilerin gece geçirmesine, burada uyumalarına izin verilmemektedir. Bu nedenle türbe belli bir saatten sonra kapatılmaktadır. Buna rağmen birkaç yıl önce felçli bir adam gelerek evliyayı rüyasında gördüğünü ve gelip türbesinde yatarsa iyileşeceğini söylemiştir. Bu nedenle de türbede gece uyumak istediğini belirtmiştir. Bunun yasak olduğu ne kadar söylense de felçli kişi çok ısrar edince kalmasına izin verilmiş ama sabah namazı okunurken gitmesi istenmiş. Felçli kişi çok ısrar edip, evliyanın kendisini çağırdığını onun ısrarla yatmasını istediğini söylemesi bekçiyi de etkilemiş, bir yandan yasak olması bir yandan evliyayı kızdırma korkusu bekçiyi çelişkide bıraksa da birkaç saatliğine izin vermiş ama o geceyi bekçi de evinde sıkıntıyla geçirmiş. Sabah namazıyla beraber türbeye giden bekçi gece felç bıraktığı adamın biraz daha iyileşmiş olduğunu fark etmiş. Bu olaydan kısa bir süre sonra tekrar türbeyi ziyarete gelen felçli adamın tamamen sağlığına kavuştuğunu görmüş . Türbenin civarındaki evlerde yaşayan kişiler kendilerini çok güvende hissettiklerini söylemektedirler. Evliyanın o mahallede hırsız, uğursuz barındırmayacağını, hırsızlığa gelen kişinin çaldığı eşyayı mahalleden çıkaramayacağını mutlaka düşürüp gideceğine inanılmaktadır. Bunun örneklerinin çok yaşandığını belirtmektedirler. Sokak başlarında bez içinde sarılı altınların bulunduğu, içi para dolu cüzdanların bulunduğu bu altın ve paranın aynı gün sahibine ulaştırıldığı söylenmektedir. Özellikle türbenin olduğu sokakta yaşayan kişiler sokakta bulunan evlerin bereketli olduğunu kimsenin para sıkıntısı çekmediğini söylemektedirler. Üstelik mahalleye kiracı olarak gelen kişilerin kısa zamanda ev sahibi olduklarını da söylemektedirler. Mahallede sarhoş, kavgacı, huzursuz, kötü ahlaklı kişilerin barınmadığını, bu karakterdeki kişilerin başlarının sıkıntıdan kurtulmayıp sonunda mahalleyi terk edip gittiklerini belirtmektedirler.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir