Şeyh Şabanı Veli Hazretleri

Şeyh Şaban-ı Veli, Halvetî tarikatının, Cemâliye şubesinin, Şabanîye kolunun kurucusudur.

Hazretin 1470 li yılların başında Kastamonu’nun Hanönü İlçesine nin Çukurçayı Köyü’de doğduğu tahmin edilmektedir . Kaynaklarda Şeyh Şaban-ı Veli’nin doğum yeri Kastamonu Taşköprü ilçesi merkezi olarak görülmektedir.Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri doğmadan önce babasını, üç yaşında da annesini kaybettikten sonra, kimi kaynaklarda bir yakını, kimi kaynaklarda da hiçbir kan bağı olmayan hayırsever bir kadın tarafından evlat edinilmiştir.

Şeyh Şaban ilk öğrenimini doğduğu mahallenin okulunda Kuranı Kerim öğrenerek yapmıştır. Sonra eğitimine Kastamonu’da devam etmiştir. Burada da eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul’a gitmiş Fatih civarındaki bir medresede dokuz yıl eğitimini sürdürmüştür. Şeyh Şaban-ı Veli eğitimini sürdürürken Eyüp Camisi’nde de kürsü şeyhliği yapmıştır.
İslami bilimde hocaları tarafından yeterliliği onaylandığından ilmini yayması için icazetnamesi verilmiştir. Hocaları tarafından bilimde yeterli görülmesine, uzun yıllar zahiri ve batını ilimlerle uğraşmasına rağmen Şeyh Şaban-ı Veli içinde bir eksiklik duymakta, kendinin Bolu’da bulunan Hayreddin Tokadî isimli ününü duyduğu bir mürşide yönlendirildiğini hissetmektedir. Bir gece rüyasında gaipten “Memleketinize sıla yapınız” hitabını işitir. Bunun üzerine bir grup arkadaşıyla Kastamonu’dan Bolu’ya doğru yola çıkar. Bir akşam Bolu’ya ulaşır. Hayrettin Tokadî’nin dergahının yanında konaklar. Arkadaşlarının ısrarıyla dergahtaki zikire katılır. O zikirden sonra sabaha kadar dergahtan ayrılmaz ve sabah Hayrettin Tokadî’nin huzuruna çıkarak bîat eder. Şeyh Şaban-ı Veli Tokadî’nin yanında on iki yıl kalarak şeyhin hizmetinde bulunur. Pek çok aşamaları geçerek hilafetle 1530-1531 tarihinde Kastamonu’ya gönderilir.

Önce Şeyh Sünneti Efendi Mescidi’ne yakın Cemalettin Camisinin avlusuna yerleşmiş, sonra Şeyh Sünneti Efendi Mescidinde halvete girerek kırk gün ibadet etmiştir. Halk Şeyh Şaban-ı Veli’nin büyük bir insan olduğunu anlamaya başlayınca onu Honsalar (Hünsalar) Camisinin içinde bir odaya yerleştirmişlerdir.

Zaman içinde çıkan bir yangında bu cami de etkilenince, Şeyh Şaban-ı Veli vefatına kadar kalacağı sonradan türbesinin bulunacağı Şeyh Sünneti Efendi dergahına yerleşmiş, burada halkı zahiri ve batını 10 bilimle aydınlatan sohbetler yapmış, öğrenci yetiştirmiş rivayete göre Anadolu’nun değişik yerlerine 360 tane şeyhlik verdiği öğrenci göndermiştir. Yedi yıl dünya yüzü görmeden halvette kalıp, ibadet ederek evliyalık mertebesine ulaşmıştır. 4 Mayıs 1569 tarihinde vefat etmiştir. Şeyh Şaban-ı Veli, Halvetî tarikatının, Cemâliye şubesinin, Şabanîye kolunun kurucusu olduğu için de “Pîr” olarak da anılmaktadır. Şabanîlik, Anadolu’da yaygınlık kazanmış olmakla birlikte, özellikle İstanbul’da büyük ilgi görmüştür. Halveti tarikatının İstanbul’da kurmuş olduğu yetmişe yakın tekkenin yirmi beşe yakının Şabanîye koluna ait olması, bu şubenin etkisini göstermektedir.

Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri ile ilgili inanılan efsaneler ve anlatılar vardır.Bunlardan birkaç örnek verelim.

  • Küçük yaşta anne ve babasını kaybeden Şeyh Şaban-ı Veli’yi hayırsever bir kadın yanına alarak evlat edinmiş onun eğitimiyle ilgilenmiştir. Mahalle mektebinden sonra İstanbul’a eğitime giden Şeyh Şaban burada iyi bir medrese eğitimi görür. Buna rağmen büyük bir arayış içindedir ve bu arayış sırasında bir gün rüyasında “Sılaya dön, kurtuluş oradadır” diyen bir ses duyar. Ertesi gün birkaç molla ile yola çıkan Şeyh Şaban Bolu’ya geldiklerinde övgüsünü çok duyduğu Hayrettin Tokadi’nin yanına gitmek ister. Gece Hayrettin Tokadi’nin dergahının yanında konaklarken, zikir sesleri işitirler. Diğer mollalar zikir yapılan yere gitmek isterler Şeyh Şaban zikirin zincir olduğunu, bağlayıcı olduğunu, bağlanabileceğini söyler. Mollalar ısrar edince zikir yapılan yere giderler. Zikir bitince diğer mollalar dergahtan ayrılırken Şeyh Şaban ayrılmaz geceyi orada geçirir. Ertesi gün Hayrettin Tokadi’nin elini öperek dergaha girer ve 12 yıl dergahta hem eğitim görür hem hizmet eder. Şeyh Şaban’ın Halveti tarikatın bir üyesi olması sonradan kendi kolunu oluşturmasının başlangıcı bu efsane ile anlatılır.
  • Şeyh Şaban’ın öğrencilerinden Mehmet Efendi’nin anlattığı rivayet edilen bir efsaneye göre, Horasan evliyalarından biri, üç öğrencisine Anadolu’da Şeyh Şaban isimli bir evliyanın yaşadığını ve gidip ondan feyz almaları gerektiğini söyler. Yola çıkan dervişler Kastamonu’ya yaklaşırken, Şeyh Şaban kendi dervişlerini yanına çağırıp onlara bir ayna verir ve Horasan’dan gelen üç dervişi yolda karşılamalarını ve aynayı onlara vermelerini söyler. Kastamonu’dan yola çıkan dervişler bir süre sonra, Horasan’dan gelen dervişler ile karşılaşırlr ve onlara Şeyh Şaban’ın armağanı aynayı verirler. Aynayı her alan derviş aynaya baktığında Şeyh Şaban’ın tebessüm ederek kendilerine baktığını görür. Bunun üzerine Horasan’dan gelen dervişler biz göreceğimizi gördük, anlayacağımızı anladık, Şeyh Şaban’ın teveccühlerine kavuştuk diyerek, Kastamonu’ya gelmeden geri memleketlerine dönerler.
  • Şeyh Şaban’ın Kastamonu’ya gelişi de başka bir efsaneyle anlatılmaktadır. Şeyh Şaban Hayrettin Tokadi Efendi’den icazet aldıktan sonra memleketi Kastamonu’ya döner. Memleketine gelince yaşlı bir çınar ağacının kovuğuna yerleşir. Kastamonu’da oturan İsa Dede Efendi bir türlü şehire gelmesini sağlayamaz. Yıllarca bu kovukta yaşadıktan sonra, ısrarlara dayanamayarak kovuktan çıkıp kente yönelir. Çınar da arkasından yürür. Bunun üzerine Şeyh Şaban “Oldu mu ya oldu mu ya? Ben k bunca zaman sürdürdüğüm manevi sefaya seni de ortak ettim. Yaşadığım güzellikleri seninle paylaştım. Sen de şimdi benim gizlerimi ele veriyorsun” diye ağaca sitem eder. Ağaç oldğu yerde kalır. Şeyh şaban da Seyit Sünnet Mescidine yerleşir. Başka bir efsane ye göre Hz.Hızır, Seyit Sünneti Efendiye vefatından 40 yıl sonra yerine oturacak bir evliyanın geleceğini müjdelemiştir. Kastamonu halkı çınar kovuğunda yaşayıp ibadetle vaktini geçiren ve keramet ehli olduğu belli olan bu zatın müjdelenen evliya olduğunu anlamıştır.
  • Şeyh Şaban Veli’nin yanına bir gün bir fakir gelir. Çok fakir olduğunu, bir eşeğinin olduğunu onun da öldüğünü söyler. Çocuklarının geçimini temin edecek hiçbir şeyin kalmadığını, namerde muhtaç olmak istemediğini söyler. Bunun üzerine Şeyh Şaban elini açarak Tanrı’ya bu fakirin dileğinin gerçekleşip, geçimini temin edecek yolun bulunması için dua eder. Duanın bitiminde dergahın kapısı açılır ve atın üzerinde bir adam yedeğinde bir katırla içeri girer. Şeyh Şaban’a yedeğinde katırı hediye etmek istediğini söyler. Şeyh Şaban da fakire dönerek. Tanrı ölen eşeğin yerine daha iyisini hediye etti. Bu katır senin der. Olayın ne olduğunu anlamayan adama fakirin durumu anlatılınca, adam aslında katırı yarın getireceğini, ama içinden bir sesin mutlaka bugün götürmesi gerektiğini söylediğini anlatır. Böylece fakir adam geçim kaynağı olacak bir katıra kavuşmuştur.
  • Şeyh Şaban’ın öğrencilerinden olan Muhyiddin Efendi’nin anlattığı rivayet edilen bir efsaneye göre, Şeyh Şaban öğrencileriyle ders yaparken bir adam huzuruna gelir. “Efendim, yol üzerinde bir değirmenimiz vardı. Bir arkadaşımla değirmenini taşını değiştirecektik. Yeni taşı kaldırdık tam koyacakken derenin dibine yuvarlandı. Dereden tekrar çıkarıp yerine koymamız mümkün değildi. Çünkü taş çok ağırdı. Ne yapacağımızı düşünüp dururken, hatırımıza siz geldiniz ve –Yetiş ey Şaban-ı Veli Hazretleri, diye imdat istedik. O an bir el değirmenin taşını aşağıdan aldığı gibi getirip yerine koydu. İşte orada gördüğüm el ile bu öptüğüm el aynı eldir” demiştir.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir